jarelbestel@yss ~ $

bir gemi, bir kaptan, gerisi haktan …

Archive for the ‘Alıntı’ Category

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok !!

without comments

Aşağıdaki bölüm PKK ‘nın 1993 ve öncesi dönemdeki örgütlenmelerinin ne derece ileri boyutlara ulaştığını göstermektedir. Öyle ki bu adamlar yurt içindeki kamplarında mezarlık, futbol sahası, jeneratör, baraka falan inşa etmişler. Ne bunlara dokunan var ne de karışan. Ama ta ki Tümgeneral Osman PAMUKOĞLU’nun Hakkari Dağ ve Komando Tugayı’nın komutasını eline alana kadar.

Şimdi o konuşmaları aşağıya aynen geçiriyorum ;

Yazının devamını oku »

Written by amen

Temmuz 30, 2008 at 3:20 pm

Alıntı, Kitap kategorisinde yayınlandı

Savaş Sanatı Tarihinden

without comments

Bu alıntı John Keegan’a aittir.Onun Savaş sanatı tarihi isimli kitabından alınmıştır.

9 ncu yüzyılda dünya üzerinde hiç kimse onlardan daha cesur, daha sadık ve daha kalabalık değildi. Türkler gerçekten çetin insanlardı. Atlarını bedenlerinin bir parçası gibi kullanıyorlardı. Türkler, dinin dünya işlerinden uzaklaşma olduğuna sahip değillerdi.

Osmanlı İmparatorluğunun bütün toprakları elden çıktığında yalnız Türkiye’de yaşayan zeki , sert ve dayanıklı ırka mensup Türkler, dünyaya vatanseverlik dersi vererek, 20′nci yüzyılın ortasında bağımsız bir ülke olarak ortaya çıkıp kimseden emir almaya gelmeyeceklerini kanıtlamışlardır.
Fiyatı : 15,90 YTL

Meraklılarına tavsiye ederim.

Written by amen

Temmuz 11, 2008 at 2:51 pm

Alıntı, Edebiyat, Kitap kategorisinde yayınlandı

Vatan Sevgisi

without comments

Bir iş yapmayanın hiç yanlışı olmaz. Yürek neredeyse, gerçek vatanseverlik oradadır. Ve şunu bilin; vatanı için savaşan asker, hiçbir yasaya karşı gelmiş sayılmaz. Özgür bir millet, sınırlarını kimseyle pazarlık konusu yapmaz. Ortada olumlu hiçbirşey yok. Sağır bir iyimserlik bir ulusu zayıflatmaktan başka işe yaramaz. Tutkusuz da büyük bir iş başarılamaz.

Osman PAMUKOĞLU
Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok
Sayfa :65

Written by amen

Mart 24, 2008 at 10:35 am

Alıntı kategorisinde yayınlandı

Denemeler

without comments

Dünya masaldan başka birşey değildir. Terzi dükkanı gibidir, ölçüyü veren gider. Bu nedenle, insanın en büyük ve muhteşem eseri bir ideal uğruna yaşamayı bilmesidir.

Montaigne

Written by amen

Mart 11, 2008 at 11:05 am

Alıntı kategorisinde yayınlandı

Kalıplar

without comments

Bu kalıplar yok mu ? Bürokratik kafa; esnek olmayan, hür düşünceyi hapseden, ruhları kafese sokan. Tüm faaliyetlerde esasa düşman işte buydu. Ateş etmeyen, gürültü çıkarmayan, bu musibet; aslında, canlıyken bile insanı öldürüp iğdiş eden, işe yaramaz hale ettiren, felaketlere sürükleyen en büyük düşmanın ta kendisiydi. Savaşılacak ve mutlaka kazanılması gereken işte buydu. Savaş veya barış, her alanda bu hastalıkla mücadele edilmeliydi. Düşmanı yaratan da, onun hesabını kısa sürede görememiş olmanın sebebi de gene buydu. Toplum yaşamında kötü giden bütün faaliyetlerin nedeni; kalıpçılık ve sıradanlıktı. Kırılamayan kalıplar muharebede insanların ölüm sebebiydi. Kalıpları öldürmeliydik. Aksi halde onlar bizi öldürüyordu.

Unutulanlar dışında yeni bir şey yok
Osman Pamukoğlu
Sayfa : 48 -49

Written by amen

Mart 10, 2008 at 2:43 pm

Alıntı, Kitap kategorisinde yayınlandı

Buhara Emirinin Kızı

without comments

yine bir gün çin’e dalmış gidiyorduk. kelle kucakta cenk ederken kürşat’lardan birinin konsantrasyonu bozuldu. neyse ki düşmanın konsantrasyonu daha bozuktu da çocuğa bir şey olmadı. geceleyin yedi ejderhanın birbirini yediği vadi’de dinlenirken, o kürşat’a “bugün cenkte niye konsantrasyonun bozuldu?” diye sordum. “aklıma buhara emîri’nin kızı geldi de onun için” dedi.
- buhara emîri’nin kızı aklında ne yapıyordu?
- süt banyosundan çıkmış, vücuduna mis kokular sürmüş, ipek elbiseler giymiş, gözüne sürme çekmiş, sarayın bahçesinde çiçeklerle aşık atıyordu.
- sonra?
- sonra birden irkildi.
- niye ki?
- çünkü aniden karşısına çıktım.
- senin orada ne işin vardı?
- ona ilan-ı aşk edecektim.
- ettin mi?
- ettim.
- nasıl karşılık verdi?
- saçımın sakalımın birbirine karıştığını, giysilerimin yırtık-pırtık ve pis olduğunu, vücudumdan yükselen kan ve ter kokusunun bahçedeki milyonlarca çiçeğin kokusunu bastırdığını, burnuna at kokusunun da geldiğini, ayrıca lehçemi ve kelime seçimindeki özensizliğimi çok itici bulduğunu söyledi. ben de gururumu kurtarmak için onu aşağılar mahiyette yüzümü buruşturup yere tükürdüm.
- peki o bunun üzerine ne yaptı?
- dehşet içinde babasını çağırdı.
- babası geldi mi?
- geldi. “ne oldu güzel kızım?” diye sordu. kız dedi ki: “basit bir çadırda doğup at sürülerinin içinde büyüyen ve at gibi kokan bu kaba-saba bozkır çocuğu, bu medeniyetsiz herif, kendini buhara emîri’nin biricik kızına layık görüyor babacığım. üstelik, değersiz aşkını ilan ederken, bir imha savaşı kadar güzelsin’ gibi ürkütücü laflar ediyor.”
- emîr ne dedi?
- “kendine gel!” dedi.
- sen ne dedin?
- ben bir şey demedim. kızıyla konuşuyordu. onu çok fena azarladı. dedi ki: “senin medeniyetin bu medeniyetsiz herifin vahşi naraları üzerinde yükseliyor. o ve onun gibiler at kokmasaydı, ter kokmasaydı, kan kokmasaydı bu sarayın bahçesinden bu çiçek kokuları yükselmezdi. zaten bu saray da olmazdı. kütüphaneler de olmazdı. ilim de olmazdı. astronomi nasıl gelişti sanıyorsun? yıldızları aydınlatan, astronomların yoluna ışık tutan, bu yabanilerin bozkırda yaktığı şölen ateşidir. matematik nasıl gelişti sanıyorsun? onların hesapsızca ölüme atılmaları sayesinde bütün hesaplar bize kaldı. musiki ilminin gelişmesini bile onlara borçluyuz. savaş meydanlarında atları kişnedikçe burada musiki gelişiyor. çin topraklarına düşen her damla kürşat kanı burada medeniyeti yeşertiyor. uzak cephelerde aşk ve şevk ile savaşarak cepheyi uzak tutan bu kahramanlar sayesinde esenlik ve estetik içinde yaşıyoruz. bozkırdaki basit çadırlarına dil uzatıyorsun, halbuki buhara’nın görkemi o basit çadırlardan geliyor.”
- kız ne dedi?
- bana dönüp şöyle dedi: “allah razı olsun, ama taş yerinde ağırdır. sen benim için buhara’ya yerleşebilir misin? yerleşemezsin. zaten bozkırı, çadırı, atları ve çinlilerle dalaşı bırakıp gelsen, hamamda bir güzel yıkanıp üzerindeki pis kokuları atsan, çiçek bahçeli bir eve yerleşip barış ve huzur içinde yaşasan buhara başımıza yıkılır, astronomi ve matematiğin de sonu gelir.” bunu derken babasına bakarak muzip muzip gülümsedi. ben de altta kalmadım tabii. “evet” dedim, “ben buharalı olursam buhara yıkılır, ama sen bozkırlı olursan bozkıra bir şey olmaz.”
- çok iyi demişsin.
- ne fayda? kız gene güldü. dedi ki: “bozkıra bir şey olmaz, ama sana bir şey olabilir. ben hükümdar kızıyım. kapris yaparım. öyle ki, uçsuz bucaksız bozkırı sana dar ederim. bunalıp çin topraklarına kaçarsın, kendini savaşa verirsin, ama kaprislerim orada da yakalar seni; zihnini kurcalar, konsantrasyonunu bozar.”
- doğru söylemiş. kız şimdiden haklı çıktı.
- vallahi öyle.

Written by amen

Mart 10, 2008 at 2:40 pm

Alıntı kategorisinde yayınlandı

Hatalıydık

without comments

“Çok şey yazılmış zaten arkalarından, yazılsın, biz de yazacaktık ölen askerlerin hikayelerini. Başkaları sarılmıştı, sarılsınlar biz de sarılacaktık geride bıraktıklarına. Bir saatten sonra zordu, evet. O saati kaçırmayacaktık. Bir ülkenin, bir savaşın kaderini değiştirebilecek kadar etkili insanlar olmasak da, bazı şeyler daha farklı, daha yumuşak yaşanabilirdi belki. Bir insan, bir insan az ölseydi, bir hayattı o, çok şeydi. Hiçbir şey değişmeyecek olsa bile, o çocuklarını hatıralarını ve geride bıraktıkları insanları daha yakın görmeliydik kendimize. Ne devletti onlar, ne vur emri veren örgüt komutanı, ne savaş rantiyesi, ölüm tüccarı. 20-21 yaşlarında çocuklardı. Savaş rantiyelerinin, ölüm tüccarlarının günahı yanında bizimki nedir ? Adres bulma garantisi olmayan birkaç yazıyı, birkaç sözü esirgemek, hepsi bu aslında. Kötü niyetli de değildik. Ama acı bir Hataydı yine de. Hatalıydık …”

Can Kozanoğlu

Written by amen

Ağustos 24, 2007 at 1:03 pm

Alıntı kategorisinde yayınlandı